Monday, 28 November 2011

ODA*


İki kişi; biri erkek, biri dişi. Yataklarında uyurken ne de masum, ne de sorunsuz ve sorumluluksuz herkes gibi.  Uyanmasalardı belleğimizdeki izleri koca bir sıfır olacaktı, ya da hayata karıştıkları anlar hayal gücümüzün sınırlarındaydı. İş bu ki uyandılar, gecenin orta yerinde sessizliği bölen bir telefon sesiyle irkildiler. Arayan da uykusundan olmuştu besbelli, ama anneydi, rüyasını hayra yormak için çocuğunu seslemeliydi. 

Mayıs yalnız olaydı evde, ya da vakitlerden gecenin o vakti olmayaydı, bilmem aynı kıyamet kopar mıydı… Ama ses böldü geceyi bir kere; ok yaydan çıktı. Er kişi uykusundan olunca kâh esti kâh gürledi, bir parladı bir söndü. Sindi yatağın köşesine ne olduğunu anlayamayan dişi. Aksak tartışma başladı.

Oda artık canlıydı, duvarında asılı tablodan öylece yere bırakılmış giysilere dek herkes payına düşeni aldı kavgadan. Sigara en çok çekendi bu ikili ilişkide. Ne zaman tartışmanın dozu yükselse onu kavrardı eller ve tütün biterdi, iç çekişler bitmezdi sular durulana dek.  

Bu kez gerginlik odayı sevdi, gitmek bilmedi. Cümleler tamamlanmadan kaldıkça nefes almak güçleşti. Birinin kafasındakini diğeri okuyamadı, diğerinin okuduğu öbürünün aklından geçen olmadı. Söylenmemiş beklentiler beklendiklerini bilmeden kaldı öylece zifiri karanlıklarında. 

Zaman öyle bir aktı ki, onlar bile yoruldu bu bir yere varmayan tatsız oyundan. Kafalarındaki bulanıklıkla geri girdiler sorgulamayı unutturan derin uykularının kanatları altına.  Bir gece daha bitti aynı odada…

* Yerinde Tiyatro ODA isimli oyununu İstanbul'da bir evin bir göz odasında oynamaya devam ediyor.


Sıradan bir gecede,
sıradan bir evde,
sıradan insanların
sıradan hayatlarındaki,
sıradan değişimler...

Ve her şey yerli yerinde...

ODA...


Yazan: Berkay Aygör
Yöneten: Doğan Kecin
Oynayanlar: Sinan Arslan, Nergis Uslu, Cihan Alparslan

Bilet fiyatı : 15 TL
Yer: KADIKÖY SAKIZ GÜLÜ SOKAK'TA SIRADAN BİR APARTMAN DAİRESİ
Seyirci sayısı 15 ile sınırlı olduğu için önceden telefonla rezervasyon yapılması gereklidir. Rezervasyon iptalinin oyun tarihinden bir gün öncesine kadar yapılması yerinde olur.
Rezervasyon numaraları: 0 533 308 65 62; 0 506 213 41 16
https://www.facebook.com/event.php?eid=101721616612342&notif_t=event_invite

Wednesday, 23 November 2011

Bir Sürgünün Anıları

Edinburgh Üniversitesi'nin kütüphanesinde ilginç bir Türkçe kitaplar bölümü var. Sanki birleri yıllar öncesinden benim canım sıkılmasın diye en sevdiğim türlerin yazarlarından bir seçki yapmış gibi, öyle olmasa da düşüncesi sevindirici. Neredeyse bütün bölüm sol literatürün klasik sayılabilecek en güzel yapıtlarına sahipt. Bütün "köy edebiyatı" ekolü orada mesela. Hem de çoğunun ilk baskıları... Bizim Köy'nün ilk baskısı, Sabahattin Ali'nin tüm eserleri, güzel bir Leyla Erbil seçkisi ve hatta  lisede bize ilk Türkçe roman örneği diye yutturulan Taşşuk-ı Talat ve Fitnat (1875)'ın ikinci baskısı var, 1900'lerin başlarına aitti sanırım. Garip bir şekilde, buna rağmen Yaşar Kemal çok az. Ama 4-5 tane Aziz Nesin var ki en güzel vakitlerimi onlarla geçirdim. Ha, bir de o sıralarda Şirince vakası patlamış Ali Nesin ve Sevan Nişanyan köylerini savunmaya geçmişti. O sıra gelişmeleri internetten takip etmek dışında elleri kolları bağlı olan ben, açıp Sabahattin Ali'nin Çirkince öyküsünü okumuş, Şirince'yi eski güzel günlerindeki gibi yaşatmak isteyen adamlara bir kez daha hayran olmuştum.

Yine sıkılgan bir kütüphane mesaisinde Aziz Nesin'ler arasında okumadıklarımdan incecik bir tanesini çekip aldım: "Bir Sürgünün Anıları"... Kısa bir araştırınca zaman içinde epey bir kapak tasarımı eskitmiş. Benim elimden bırakamadığım kopyanın kapağı yanda. Okuduğum en eğlenceli ve hüzünlü kitaptı diyebilirim.

Onu ilk okuyuşumdan kısa bir zaman sonra Sırrı Baba'nın yazısı geldi:


"Bu kitabı ilk okuduğumda 13 yaşındaydım. Birazcık siyasal mizah alanında üretim yaptıysam, bunu bu kitaba borçluyum. Başucu kitabımdır. Mübalağasız, onlarca insana hediye ettim. Ne zaman gelişmeler beni bunaltırsa, ilk defa okuyormuşçasına bir heyecanla tekrar okurum. Hüzün ve komiğin bu kadar ustalıklı bir sentezi dünya edebiyatında bile nadirdir." 

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara yeniden okumak için hatırlatma olsun.

Kısa bir alıntı:

Her şeyin kararı var
...
Biraz sonra kapı açıldı. Komiserin karşısına çıkardılar. Komiser, elindeki cıgarayı ağzına götürdü, derin bir soluk çekip, dumanını savururken, dikkatle beni izliyordu.
- Sen ne millettensin? diye sordu.
- Türküm, dedim.
- Nasıl Türk? Yani, şu Rum, Ermeni, Yahudi Türklerden mi, yoksa bizim halis Türklerden mi?
- Bizim halis Türklerden...
- Anlamadık ki necisin? Hırsız değilim diyorsun, yankesici değilim diyorsun, kaçakçı değilim diyorsun...
- Yazarım. Bir sessizlik oldu. Sonra,
- Sen sürgünsün değil mi? dedi.
- Evet, dedim.
- Pekala... Nerede kalacaksın? Burada kalacak evin var mı?
- Hayır, otelde kalacağım.
- Her akşam karakola gelip, imza vereceksin. Şimdi bir memurla birlikte git, kalacağın oteli göster. Karakoldan çıkarken, komiser,
- İyi ki fazla okumamışım, yoksa benim de başım belaya girerdi... dedi.
Bir polis memuru,
- Her şeyin fazlası fazladır komserim. Her bişey kararında olmalı...
Karakoldan çıktım. İçimden, kollarımı gökyüzüne açıp gerinmek geliyordu.