Wednesday, 27 June 2012

Sayıklamalar

O zaman dilimi verin bana. Duvarların ötesini gösteren büyülü aynam. Dokununca katmer katmer açılır: "...bir sevdayım candan içre, akar gider katre katre, gece gündüz dolup, boşluktan." İçimin çölüdür susuz bekleyen, çağlayanlar ortasında. Bilmez neyedir susuzluğu, kanamaz o sebepten."...tende sıkkın, düşten sıkkın, kuş misali boşlukta, bilinmez."

Derman bulunmasa da derdi dökülmek nasıl ferahlatırsa yüreği, sözcüklerin elinden tutup akmak öyle hafif. Her zaman gelmez yalnız. Bazen küser, hiç gelmez. Hakkını veremediğinden mi sözcüklerin ? yoksa kilim dokur gibi, saniye saniye üstüne, sızısı parmakların, köylü kızın niyetini ele verdiğinde mi renkler, anlatmaya başlar...

Dilim. Kapılarımı açar, köklerime su yürür ve ben ne olduğumu anımsarım. Gözlerim koyu kahverengi, "...benleri var sol kaşında...", bir intörn nöbetinde gözlerime bakan hemşire "Anladım ben senin Erzincanlı olduğunu, kan çekermiş". Dilim. Dilim. Dilim, olmuş dilim dilim, ki ben Türkçeyi kabul ederim artık kendi dilim ve öz-gürleştirici. Olsam da bir Zaza...ortak dili başka bir coğrafyada yaşarken sahiplenmek hiç zor değil, derin milliyetçi değerlerimizi. Yine de değil ondan, sen ilk bu dilde annene seslenmiş, ilk bu dilde aşık olmuş, düşler kurmuş, türküler söylemişsin.

 Anlıyorum artık, kalbin orta yerinde ritim işlevini yürüten bir başka düğümcük daha var, sözcüklerin birbirine sokulmasıyla oluşan.

1 comment:

  1. Gel artık da senin dilinde konuşalım. Çok özlettin; sözcüklerin de özlemin üstüne tuz basıyor...

    ReplyDelete