Tuesday, 20 September 2011

Uykularımı kaçıran şehir


Gittim, özledim. Rüyalarıma girdin.

Geldim. Vaktim bol, seni sevmeye karar verdim. Sevmek kendiliğinden olmuyor bazen, algı yönlendiriyor sevme halini. Bir şeyi hiç sevmezken sever duruma gelebilir misin? Ya da hakkında bir yargın yokken sevmeye başlayabilir misin? Herhalde ikincisi daha kolaydır.

Ben şimdi üçüncü bir yol deneyeceğim. Unutmayı. Daha önceki algılarımı, görüp duyduklarımı unutarak sevmeyi. Yine de önce bir varsayıma tutunmaya ihtiyacım var: Özünde herkes gibi her şehir de iyidir. (Buradan başlayalım ve bunun üzerine kuralım ilişkimizi.) O halde özde sen de ben de iyiyiz. Belki birbirimizi çok az tanıyoruz, belki önceden tanı(n)maya hiç fırsat vermedik. Şimdi sen beni tanı, ben de senin peşine düşeyim. Ayaklarımı hisset, kalp atışlarımı. Sesime kulak ver, soluğumu ayırt et. Gününü geceni, önünü ardını bileyim. Sen pek konuşmazsın ama sessizce dillendirdiğin sebepleri dinleyeyim.

Daha önce de bakmıştım ben bu boşluğa. O zamanlar ne hissettiğimi unuttum gitti... Şimdi o boşlukta yazılacak bir hikaye görüyorum, oynanacak bir perde, bırakılacak iz, elinden tutulacak çocuk, öpülecek dudaklar. Şimdi o boşlukta senin kendini resmetmeni bekliyorum, aklımdaki fotoğrafını sildim.

Hoş geldim.   



No comments:

Post a Comment