Saturday, 17 September 2011

Âlâ Tav


Şapka işaretleri olmadan ve bitişik yazıldığında yarı yaş yarı kuru toprak mânâsına gelen yukarıdaki tamlama bu haliyle bende "en güzel kıvam, en âlâ tav" anlamını çağrıştırıyor. Niyesi şu; dün gece İstiklal'in en güzel hallerinden birinde ve bana göre hoş bir zamanlamayla Alatav'la tanıştım. Aslında karşılaştım ama tanışmak için birkaç parça dinleyip ritimlerine sallanarak ayak uydurmak ve onların hâlet-i ruhiyesine bürünmek yetti.

En ön planda duyulan santur yanlarından ayrılırken de düşüncelerimin gerisinde fon müziği olarak çalmaya devam ediyordu. Aceleciliğe alışmış beynimi, yürüyüşümü terbiye edercesine sabırla, incecik, su gibi. Gitar ve perküsyon santurun bilgeliğiyle uslanmış, ustanın ardındaki çıraklar olarak onun ayak izlerinden ilerliyordu sanki. Vokaller Paulo Coelho'nun arşınladığı çöllerde kızgın kuma paralel giderek nerde başladığı, nerde bittiği bilinmeyen vahalara sesleniyordu. Dilleri Anadolu'dan, ama her bir yanındandı.

Onlar bir mola vermek için soluklandıklarında tavlanmış olarak sallanmaya devam eden ben genelde sokakta yapmadığım bir şey yaptım. Yaklaşıp kutularındaki CD'lerden bir tane satın aldım (az kalsın param yine çıkışmıyordu, neyse ki sadece 10 liraydı da denkleşti). Alın siz de şununla tav olun: http://vimeo.com/7937497

No comments:

Post a Comment