Wednesday, 29 June 2011

Asadur Ahparig

Lisans sırasında takıldığım Halk Bilimi topluluğundan ayrı düşen 3 arkadaş güzel bir blog yazadurmuştuk. Taa ki biri Ebru gibi Amerika'da doktoraya başlayacak olmanın heyecanı ve kafa karışıklığıyla, diğeri de ek$isözlük'te yazar olduktan sonra orada yazıp-çizmeyi daha pratik bulmasıyla yazmayı terk edene kadar. Bir ben kalmıştım aktif yazan, ben de kendi kendime yazmaktan sıkıldım son 2-3 aydır. Güzel bir tecrübeydi ama bitti işte. Her şeyin bir ömrü var demek lazım galiba. Gönül ister ki değişerek sürsün, ama olmayabiliyor. İnşallah ezgiliyurek'in ömrü uzun olur...

Bu blogda hakkında iki kez yazı yazdığım bir insan vardı: Edinburgh'dayken Farsça kursunda tanıştığım Asadur Ahparig. Bugün kendisiyle biraz telefonda muhabbet ettik. İstanbul'da geçen sene açılıp kapanan, Ankara'ya ise anca geçen Mayıs ayında gelen Hrant Dink Vakfı'nın düzenlediği "Batılılaşan İstanbul'un Ermeni Mimarları" sergisinden detaylı bir katalog ile, kurs sırasında "olsa ne güzel olur" dediği ve hatta İran'a geziye gidenlere ısmarladığı (lakin hiç getiren olmamıştı) Farsça yazılı bir İran haritası yolladım. Telefonda adını gördüğümde teşekkür etmek için aradığı biliyordum. Ama öyle böyle değildi, beni çok mahcup etti. Okumak isterseniz Asadur amca hakkında yazdığım diğer iki yazı şu bahsettiğim blogda:

http://badidimag.blogspot.com/search/label/asadur%20amca

3 comments:

  1. Allah müstahakını versin diyim, başka da bişey demiyim ben...öğlene şu kadarcık kala, sen tut Asadur amcanın yemeklerini biiiir güzel tariflediği yazının linkini de gönderen hınzır adama kan, sonra da ağzının sularını topla :)

    Bu tatları öykülerde yaşamak isteyenlere, Mıgırdiç Margosyan amcayla tanışmak tavsiye olunur naçizane...

    ReplyDelete
  2. Bir de,Ezgiliyürek için minik bir dua söyledim doğa tanrısına,içimden sessizce,kendimce...

    ReplyDelete
  3. Amiiin, amin.

    E gene iyiymiş, yemek vaktine denk gelmiş :)

    ReplyDelete